Barış yalnızca savaşların olmaması değil, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün hayatın her alanında gerçekleşmesi demektir. Barış mücadelesi, insana ve doğaya yönelik işlenen bütün haksızlıklara karşı ortak adil ve özgür bir yaşamı inşa etmenin mücadelesidir. Bugün dünyanın dört bir yanında savaşlar, işgaller, göçler ve yıkımlar devam ederken, Türkiye’de yürütülmekte olan sürece ilişkin toplumda canlanan umudu paylaşıyor; bu sürecin demokratikleşmeyi ve toplumsal barışı hayata geçirmek üzere kararlı ve samimi bir şekilde ilerletilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Barış, toplumsal sorunların çözümünde sadece bir yöntem değil, aynı zamanda yeni bir yaşamın kurulabilmesinin olanağını yaratacak değerli bir zemindir.
Barış Toplumsallaşmalıdır!
Barışın toplumsallaşması, halkların eşit ve özgür yaşamasının ön koşuludur. Demokratikleşmenin sağlanmadığı, adaletin tesis edilmediği, halkların eşit yurttaşlık temelinde buluşmadığı bir düzende barış kalıcı olamaz. Türkiye’de yıllardır süregelen sorunların çözümü yalnızca siyasal değil, aynı zamanda toplumsal bir ihtiyaçtır. Emekçilerin, kadınların, gençlerin, LGBTİ+’ların, farklı kimliklerin ve inançların, doğanın maruz kaldığı saldırılar son bulmadıkça barış, gerçek anlamda bir toplumsal değer haline gelemez.
Bugün devam eden ekonomik, siyasi ve kültürel adaletsizlikler, barış yolundaki en büyük engellerdir. Yoksulluğun derinleştiği, emeğin sömürüldüğü, demokratik hakların baskılandığı, muhalif seslerin susturulduğu bir ülkede barış yalnızca bir söylem olarak kalır. Bu nedenle bizler, adaletin ve eşitliğin tesis edilmesini, barış mücadelesinin en önemli halkası olarak görüyoruz. Barış; yoksulun, işçinin, kadının, kimliği reddedilenin, emeği sömürülenin ve doğanın yanında durmayı gerektirir.
Doğayla da Barış!
Barış mücadelesi aynı zamanda doğayla barışın da mücadelesidir. Kapitalist sistemin sınırsız kâr hırsı ile birlikte savaş, yalnızca insan yaşamını değil, aynı zamanda doğayı da yok etmektedir. On yıllardır süren ormansızlaştırma, güvenlik barajları, mayınlı araziler, köy boşaltma gibi pratikler, ülkenin maden ve enerji yatırım sahasına dönüşmesi ile birleşerek, insanın da içinde olduğu doğanın sonunu getiriyor, gıda ve suya erişimi zorlaştırıyor. Ekolojik yıkım, yalnızca çevresel bir sorun değil; toplumsal adaletin, halkların geleceğinin ve insan onurunun doğrudan parçasıdır. Bu nedenle bizler, barışın sadece insanlar arasında değil, insanla doğa arasında da kurulması gerektiğini savunuyoruz. Yaşamı savunmak, barışı savunmaktır; barışı savunmak, doğayı korumaktır.
Meclis’te ve Her Yerde!
Bizler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde mevcut süreç kapsamında kurulan Komisyonu önemli bir gelişme olarak görüyoruz. Bu komisyon, bütün sorunların tek çözüm mercii olmasa da, toplumsal barışın Meclis zemininde konuşulabilmesi açısından değerli bir adımdır. Çünkü barış talebinin böylesi bir zeminde dile getirilmesi, halkın iradesinin siyasal alana yansımasının yolunu kolaylaştırır. Bu nedenle komisyonun, yalnızca belli siyasi aktörlerin değil, bütün toplumsal kesimlerin barış, adalet ve özgürlük ihtiyacına kulak vermesi gerekmektedir. Kadınların, gençlerin, işçilerin, doğa savunucularının, adaletsizliğe uğramış tüm mağdurların, KHK’lıların, farklı kimliklerin ve inanç gruplarının talepleri, barış sürecinin ayrılmaz bir parçası olmak zorundadır. Ancak o zaman bu zemin, gerçek anlamda toplumsal barışa katkı sunabilir.
Barışa giden yolun kolay olmadığını biliyoruz. Ancak halkların kardeşliği, emeğin özgürlüğü ve doğayla uyumlu bir yaşam için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Barış, iktidarların bizlere bahşedeceği bir lütuf değil, ancak halkların mücadelesiyle kazanılabilecek bir zaferdir. Toplumsal barışı sağlamak, demokratik bir düzen kurmak ve doğanın haklarını korumak için daha fazla mücadele edecek, baskıya, zulme ve her türlü talana karşı daha güçlü direneceğiz.
Yeşil Sol Parti olarak tüm halklarımıza, savaşın ve adaletsizliğin karşısında, eşitlik ve özgürlük temelinde bir yaşamı birlikte kurma çağrısı yapıyoruz.
Barışın halkların ortak iradesi olması için sesimizi daha fazla yükseltelim.
Barış, insanlığın ve gezegenin ortak geleceğidir.
Tüm yurttaşlarımızı bu ortak geleceğin inşasında yan yana durmaya davet ediyoruz. Barışın, adaletin ve ekolojik bir hayatın ışığında, bir arada yaşamı savunalım.