DOĞAYI VE YAŞAMI SAVUNMAK, TALAN DÜZENİNE KARŞI ÇIKMAKTIR
Bir yanda iklim zirvelerine ev sahipliği yapmaya hazırlanan bir ülke, diğer yanda her gün biraz daha küçülen ormanlar, kuruyan dereler, […]
Bugün dünyanın dört bir yanında süren çatışmaların başlıca sorumlusu, üçüncü paylaşım savaşını başlatan ve sürdüren küresel egemen güçlerdir.
NATO ise uluslararası sermayenin ve çok uluslu tekellerin çıkarlarını korumak üzere küresel egemenler tarafından finanse edilen, savaşların ve müdahalelerin en kanlı örgütlerinden biridir.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan NATO’nun temel amacı, yükselen anti-kapitalist ve anti-emperyalist dalgayı gerektiğinde silahlı müdahaleler, işgaller ve darbeler yoluyla bastırmak, uluslararası sermayenin ekonomik ve siyasal çıkarlarını güvence altına almaktı. Aradan geçen onlarca yıla rağmen bu misyon değişmemiş, tersine daha geniş bir coğrafyada ve daha kapsamlı araçlarla sürdürülmüştür.
NATO hiçbir zaman yalnızca bir savunma ya da güvenlik örgütü olmamıştır. Kurulduğu günden bu yana halkların bağımsızlığına, kendi kaderini tayin hakkına ve barış içinde yaşama iradesine karşı konumlanmış, küresel güç dengelerini emperyalist çıkarlar doğrultusunda şekillendiren bir savaş aygıtı olarak faaliyet göstermiştir.
Bugün de NATO, uluslararası sermayenin ve küresel egemen güçlerin tek kutuplu dünya düzeni hedefinin askeri güvencesi olarak hareket etmektedir. ABD, AB ve genel olarak Atlantik-Avrupa kapitalizmi açısından NATO, işgallerin, askeri müdahalelerin ve siyasal baskının en temel araçlarından biri olmayı sürdürmektedir. Aynı zamanda emperyalist güçler arasındaki nüfuz ve paylaşım mücadelesinde belirleyici bir işlev üstlenmektedir.
Sosyalist Blok’un çözülme sürecinde kritik bir rol oynayan NATO’nun, bu sürecin ardından varlık gerekçesi olarak belirtilen olgu ortadan kalkmasına rağmen sürekli genişlemeye devam etmesi tesadüf değildir. Son otuz yıldaki genişleme politikası, Avrupa-Atlantik ittifakının küresel ölçekte askeri ve siyasal hegemonyasını pekiştirme stratejisinin sonucudur.
Avrupa’da, Türkiye’de ve NATO’nun etki alanına giren pek çok ülkede; barış, demokrasi, hak ve özgürlük taleplerine karşı faaliyet gösteren karanlık yapılanmalar da bu stratejinin bir parçası olarak örgütlenmiştir. Faili meçhul cinayetler, siyasi suikastlar, iç çatışmalar, darbeler, kontrgerilla faaliyetleri ve cunta rejimleri, bu karanlık düzenin halklara bıraktığı mirastır.
Bugün büyük ölçüde Trump’ın liderliğinde olan NATO, Avrupa’dan Ortadoğu’ya, Kafkasya’dan Afrika’ya, Asya’dan Latin Amerika’ya kadar uzanan geniş coğrafyada işgallerin, darbelerin, çatışmaların ve vekâlet savaşlarının merkezindeki çok uluslu bir savaş organizasyonu niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak NATO, işgallerin, dış müdahalelerin, ülkeleri istikrarsızlaştırma politikalarının ve emperyalist yayılmacılığın temel araçlarından biridir. Bu nedenle NATO üyeliği, reel-politik ya da jeopolitik bir zorunluluk değil, dünyanın en büyük savaş aygıtlarından biriyle siyasi ve askeri ortaklık kurmak, halklara karşı işlenen suçlara ortak olmak anlamına gelmektedir.
Bugün Türkiye’deki iktidar da Trump’ın ve NATO’nun diğer liderlerinin gözüne girebilmek adına yurttaşların en temel anayasal haklarını fiilen askıya almış, OHAL ve sıkıyönetim uygulamalarını olağan yönetim biçimine dönüştürmüştür. Şafak baskınlarıyla yurttaşlar evlerinden alınmakta, uluslararası sermayenin savaş örgütünün liderlerinin güvenliği gerekçe gösterilerek halka düşman hukuku uygulanmaktadır.
Doğa talanında sömürge hukukunu esas alan, sermaye lehine hiçbir sınır tanımayan iktidar; NATO ile kurduğu ilişkilerde de aynı sömürgeci anlayışı yurttaşlara ve halklara dayatmaktadır. Ülkeyi yönetenler kendilerini bu topluma değil, küresel savaş düzeninin merkezlerine karşı sorumlu hisseden sömürge valileri gibi davranmaktadır.
Bu nedenle Türkiye’deki tüm NATO üsleri kapatılmalı, ülke emperyalist savaş politikalarının askeri altyapısı olmaktan çıkarılmalıdır. Türkiye’nin NATO üyeliği derhal sonlandırılmalı, halkların iradesini hiçe sayan, işgalleri ve müdahaleleri meşrulaştıran bu savaş ittifakının dağıtılması uluslararası kamuoyunun ortak talebi haline gelmelidir.
Dünyayı yeni paylaşım savaşlarına sürükleyen silahlanma yarışı durdurulmalıdır. Eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal güvenliğe kadar emekçi halkların en temel ihtiyaçlarından kesilerek silah şirketlerine aktarılan devasa kaynaklara son verilmeli, kamu kaynakları savaşa değil, toplumsal refaha ayrılmalıdır.
Bizler emperyalizme karşı mücadele eden işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve halklar olarak, dünyanın dört bir yanında savaşlara, işgallere ve katliamlara direnenlerle aynı saftayız. Savaş politikalarını dayatan sağcı, otoriter ve baskıcı iktidarlara karşı mücadele edenlerle, soykırımcı İsrail’e verilen desteğe karşı meydanları dolduran milyonlarla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.
Savaşa hayır, NATO’ya hayır!
Bir yanda iklim zirvelerine ev sahipliği yapmaya hazırlanan bir ülke, diğer yanda her gün biraz daha küçülen ormanlar, kuruyan dereler, […]
Dünya, eşitsizliklerin derinleştiği, savaşların yaygınlaştığı ve otoriterleşmenin güç kazandığı tarihsel bir dönemden geçmektedir. Bu süreç, emekçiler için daha fazla yoksulluk, […]
Newroz, halkların tarihsel hafızasında yaşayan bir bayramdan ibaret değildir. Newroz, doğanın yeniden canlanmasının, hayatın kendini yeniden inşa etmesinin ve karanlığa […]
21 ARALIK 2025/ANKARA Tarihsel Kırılmanın Eşiğinde Dönüm Noktası Dünya, Ortadoğu ve Türkiye, tarihsel kırılmaların, hegemonik güç mücadelesinin, ekonomik ve ekolojik […]