BARIŞ, SADECE SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİL, SAVAŞIN TÜM CEPHELERİNİN ORTADAN KALDIRILMASIDIR

(1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ AÇIKLAMAMIZ)

Barış, insanlığın kurduğu en büyük düşlerden, ve tarihten bu yana gerçekleştirilmek istenen en büyük amaçlardan biridir. İnsanlık tarihi defalarca göstermiştir ki uygarlıkları geliştiren, halkların farklılıklarıyla bir arada ve refah içinde yaşamasını mümkün kılan şey savaşlar değil, barışın egemen olduğu toplumsal düzenlerdir.

Bugün, insanlığın en büyük düşü olan barışı her zamankinden daha güçlü savunmak zorundayız. Çünkü dünya, üçüncü paylaşım savaşının derinleştiği, emperyalist güçlerin nüfuz alanlarını genişletmek, pazarları ve tüm doğal varlıkları yeniden paylaşmak uğruna halkları ateşin içine ittiği bir dönemden geçmektedir. Savaşlar büyümekte, çatışmalar yeni coğrafyalara yayılmakta, işgaller ve askeri müdahaleler sürmektedir. Dünyanın birçok yerinde halklar ölüm, yıkım, zorunlu göç ve geleceksizlikle baş başa bırakılmaktadır.

Savaşın bedelini ise savaşı çıkaranlar ödememektedir. Bombalar halkların üzerine yağarken, silah tekellerinin kasaları dolmakta, askeri harcamalar büyürken emekçilerin ücretleri, halkların sosyal hakları ve yaşam güvenceleri budanmaktadır. Bir avuç sermaye sahibinin serveti büyürken milyonlarca insan açlık ve yoksullukla boğuşmaktadır. Savaşın finansmanı emekçilerin alın terinden, yoksulların sofrasından ve halkların ortak varlıklarından çalınanlarla sağlanmaktadır.

Bu nedenle savaş, yalnızca cephede silahların konuştuğu an değildir.

Savaş; halkların yaşam hakkına yönelen saldırı, işgal ve ilhak, halkların kimliğinin, dilinin, kültürünün ve özgürlük iradesinin yok sayılması, siyasetin yerine güvenlik politikalarının, demokratik müzakerenin yerine zor ve baskının konulmasıdır.

Savaş; emeğin daha fazla sömürülmesi, yoksulluğun derinleştirilmesi, toplumsal servetin silahlanmaya aktarılması, kadınların, çocukların, gençlerin ve toplumun en kırılgan kesimlerinin yaşamlarını kuşatan şiddettir.

Savaş; doğanın maden, enerji, rant ve sermaye uğruna yağmalanması, ormanların, derelerin, meraların, tarım alanlarının ve yaşam alanlarının sermayeye teslim edilmesidir.

Savaş, çok boyutlu ve çok katmanlıdır.

Bu nedenle barış da savaş gibi çok boyutlu ve çok katmanlı şekilde savunulmalıdır.

Barış, insanların korkmadan yaşayabilmesidir. Kimliği, dili, inancı, cinsiyeti, cinsel yönelimi, düşüncesi ya da politik görüşü nedeniyle baskıya uğramamasıdır. Emeğinin sömürülmediği, açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmediği bir yaşamdır. Kadınların erkek egemen şiddetten, çocukların istismardan, gençlerin geleceksizlikten kurtulduğu bir toplumsal düzendir. Halkların kendi kimlikleriyle ve eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesidir. Doğanın talan edilmediği, suyun, toprağın, havanın ve yaşam alanlarının güvence altında olduğu ekolojik bir yaşamdır.

Savaş, çatışmaların en şiddetli halidir. Barış ise çatışmaları ortaya çıkaran tüm nedenlerin ortadan kaldırılması ile mümkün olacaktır.

Bugün Türkiye’de siyasetin silahların gölgesinden çıkması, çatışma ve şiddet döngüsünün sona ermesi elbette tarihsel bir ihtiyaçtır. Ancak siyasetin yalnızca silahlarla değil, devlet gücüyle, yargıyla, kayyım politikalarıyla, baskıyla ve demokratik alanın daraltılması yoluyla etkisizleştirilmesi de savaş siyasetinin başka biçimleridir.

Sivil siyasetin güçlenmediği, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmadığı, halkın iradesinin vesayet altına alındığı, farklı kimliklerin eşit yurttaşlık hakkının güvenceye alınmadığı bir yerde barış kalıcılaşamaz.

Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü de bu nedenle Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinden ayrı düşünülemez. Kürt halkının hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmadığı, demokratik siyasetin önünün açılmadığı, siyasal iradenin baskı ve zor yöntemleriyle sınırlandırıldığı bir Türkiye’de toplumsal barışın kökleşmesi mümkün değildir.

Biz Yeşil Sol Parti olarak kurulduğumuz günden bu yana savaşın, şiddetin, işgalin ve militarizmin karşısında; halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve kardeşliğini savunduk. Toplumsal sorunların çözümünde zor ve şiddet yöntemleri yerine demokratik ve barışçıl siyaseti savunmayı hiçbir koşulda terk etmedik.

Bugün de aynı yerdeyiz.

Ancak barışı yalnızca bir iyi niyet sözü olarak değil, toplumsal ve siyasal bir mücadele programı olarak ele alıyoruz.

Bizim için barış, sadece silahlı çatışmanın yokluğuyla değil, aynı zamanda adaletin, eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin varlığıyla mümkün olur.

Demokrasinin olmadığı yerde barışın güvencesi olamaz. Barışın olmadığı yerde ise demokrasi sürekli tehdit altında demektir. Bu ikisini birbirinden koparan her yaklaşım, barışı eksik ve kırılgan hale getirir.

Dünya halklarını birbirine düşman edenlere karşı halkların kardeşliğini, savaştan ve sömürüden beslenenlere karşı emeğin özgürlüğünü, işgale ve militarizme karşı halkların özgür iradesini, doğayı yağmalayanlara karşı yaşamı savunuyoruz.

Savaşın bütün cephelerine karşı barışın bütün alanlarını birlikte büyütmek zorundayız.

Barış için mücadele etmek, insanın insana, devletin topluma, sermayenin emeğe ve kapitalist düzenin doğaya kurduğu tahakküme karşı çıkmaktır.

Yeşil Sol Parti olarak, halkların eşit ve özgür yaşadığı, emeğin sömürülmediği, hiçbir kimliğin yok sayılmadığı, siyasetin baskı altına alınmadığı, doğanın talan edilmediği demokratik ve ekolojik bir yaşam için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bizimle İletişime Geç

Yeşil Sol Parti
web sayfasına hoş geldiniz.
Yeşil Sol Parti'ye destek olmak amacıyla bağışta bulunmak için:
Yeşil Sol Parti
Ziraaat Bankası Mithatpaşa Şb.
Hesap No: 97802160 5001
İban No: TR89 0001 0012 6297 8021 6050 01